MUHABİR: Hocam toplumdaki sevgisizliğin, güvensizliğin çözümü nedir?
ADNAN OKTAR: Samimiyet, Allah korkusu, Allah’ı çok sevmek, derin iman, şefkat, merhamet, insanlara güvenmek, insanların birbirlerine güvenmesi, sevgiyle bakması, egoistliğin, bencilliğin kalkması...
ADNAN OKTAR: Bakın sevgi ve samimiyet gittikten sonra geriye ceset kalır. Yani kokuşmuş bir ceset kalır ve artık o insan için çile günleri başlar, acı günleri başlar ve sürünüyor o zaman, akşama kadar çalışıyor para kazanıyor, gidiyor o parayla akşam az bir şey yiyecek yiyor onu yiyor, televizyonda bir parça bir şey seyrediyor, dedikodu yapıp bir şeyler konuşup uyuyor. Ertesi gün yine işe gidiyor yine çalışıyor yine bir parça yemek yiyor yine bir parça dedikodu, kavga ediyor, laf sokuyor.
SUNUCU: Rutin, dünyada yapması gereken işleri yapıyor.
ADNAN OKTAR: Öyle değil dünya, bu bir beladır, Allah’tan verilmiş bir beladır. Biz bunun için gelmedik dünyaya.
SUNUCU: Herkesin bir görevi var.
ADNAN OKTAR: Tabi. Biz candan Allah’ı aşkla sevmek için geldik,biz burada aşkı yaşamaya, tutkuyu yaşamaya geldik, Allah’ın rızasını yaşayamaya geldik. Allah’a kul olmaya geldik insanlar kendi elleriyle kendi kendilerini cezalandırıyorlar. Allah Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım bu konuda diyor ki: “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyorlar” diyor Allah. Kendi elleriyle kendilerini mahvediyor insanlar, işte Mehdi bu belayı, insanların kendi kendini yakması sistemini durduracak. Onları yeniden samimi sevgiye, samimi arkadaşlığa ve dostluğa davet edip o ruhu onlara yaşatacak, Allah’ın dilemesi ile.
KANAL 35, 1 ŞUBAT 2009
ADNAN OKTAR:...İman zafiyetinin ortadan kalkması, Allah korkusunun güçlendirilmesi, samimi Müslüman olunması ve Kuran’a tam, candan, güzel ahlakla uyulması gerekir. Yani şu an bunun eksikliğinden genç kızlarda çok bizarlar dışarıda, genç delikanlılar da çok bizarlar yani mutlu değiller. Ben sokağa çıkıyorum, bakıyorum, suratları donuk. Yani mesela ben genç kız dedin mi böyle neşeli, sevgi dolu, gözleri pırıl pırıl bir insan bilirim, bakımlı tertemiz. Delikanlı dediğinde de yine öyle hayat dolu, sevgi dolu, herkese saygıda kusur etmeyen, etrafına neşe saçan dinamik insanlar akla gelir. Ama ben bunu görmüyorum dışarıda, bir kere insanlar birbirine güvenmiyor. Bu çok korkunç bir şeydir. Yani evlenirken de birbirlerine güvenmiyorlar. Önce gidip Noter de mal akli yapılıyor. İşte boşanırsa şu kadar para ödeyecek,
SUNUCU: Sözleşmeler yapılıyor.
ADNAN OKTAR: Daha başlangıcında tam bir facia. Yani madem o kadar güvenmiyorsun seni dolandıracağından bu kadar eminsin, zulmedeceğinden eminsin. Bu insanla nasıl hayatını birleştiriyorsun sen? Bu anlaşma ne demek, yani o anlaşma oldu mu, o adamın yüzüne sen nasıl bakacaksın? Halbuki ama haklı olarak tabi, kadınlar evleneceği insanda güven arar. Güven için Allah korkusu gerekir, Allah’ı sevmesi gerekir, derin imana sahip ve takva olması lazım. Allah’tan korkmayana nasıl güvenecek bir insan? Yani Allah’ı fark edemeyecek akılda bir insan düşünün. Beyninin içinde şu kadar mercimek kadar yerde yaşadığını fark edemiyor. Yani dışarıda maddi bir varlığı var ama bu kadarcık yerde yaşıyor ve Allah’ı fark edemeyecek kadar aklı zayıf. Böyle bir insandan ne bekler bir insan. Kadınlar tabi ki doğru konuşan insandan çok hoşlanırlar. Mesela kadın için çok etkileyicidir, doğru konuşmak. Erkek için de çok etkileyicidir. Mesela sürekli doğru konuşan bir kadın, çok heyecan vericidir, çok büyük bir nimettir. Asla yalan söylemiyor, artık sen onun beyniyle bütünleşmişsin demektir, yani tek beyin olmuşsunuz. Asla yalan söylemiyor, yani bir insan ruhuyla tam bağlantıya geçmek bir kadının ruhuyla müthiş heyecan vericidir. Ama yalan devreye girdiğinde beyin bağlantısı kopmuş oluyor. Artık bir sahte dünyaya giriş yapmış oluyorsunuz, o insan yok demektir. Ve güven, yani güven mesela çok heyecan verici bir şeydir, yani ölümüne güvenmek, sonsuza kadar beraber olacağına ümit bağlamak inşaAllah. Ve asla vefasızlık, kalleşlik yapmayacağına inanmak, dürüst olduğuna inanmak bir insanı çok heyecanlandırır. Yani bir mümin için dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesidir. İnsanların elinden işte bu alındı, güven alındı ve doğruluk alındı. Yani geriye zaten bir şey kalmıyor ki. Hem güvenmiyor, hem doğru konuşmadığından emin. Hem onu maddi olarak değerlendirdiğini biliyor. Yani parası için, mesleği için, tipi için sevdiğini, sevdiğini değil heveslendiğini biliyor. O durumda kendisine, ruhuna saygı duymadığından emin. O zaman insan nasıl mutlu olsun. Bakıyoruz o yüzden insanların yüzü bir karış, mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, candan insanlara insanın ihtiyacı vardır. Ve insanlar genellikle hep yalnız dikkat ederseniz, hiç dostları yok.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela ben soruyorum bazen sohbet ediyorum gençlerle. Kızlardan da erkeklerden de öyle konuştuğum oluyor. Soruyorum; hiç öyle candan güvendiğin biri var mı diyorum. “Eğer doğru söyleyecek olursak bir tane yok“ diyor. ”Hiç güvendiğim yok” diyor. “Samimi kız arkadaşım var ama hiç güvenmiyorum“diyor. Halbuki bu çok önemlidir. Yani bir insanın candan güvendiği, aynı kendisi gibi güvendiği samimi dostları olması lazım. O zaman insan mutlu olabilir. Yani yoksa mecburen sürekli yalan söyleyen adamlarla iç içesin, güvenemediğin insanlarla iç içesin. Bir nevi cehennem odasında yaşıyor gibi bir şey bu. O zaman işte insanlarda cehennem odasında yaşayan insan yüzleri görüyoruz, mutlu olamıyorlar. Onun için Kuran Ahlakının buram buram yaşanması çok önemlidir. Allah korkusunun, Allah sevgisinin buram buram yaşanması çok önemlidir. O zaman gerçek mutluluk bütün dünyaya yayılır yani insanların buna ihtiyacı var. Cennet o yüzden insanların hoşuna gider, Cennette herkese güvenirsin. Cennette kimse yalan söylemez, herkes güvenilirdir, kalleşlik yoktur, vefasızlık yoktur, oyun oynama yoktur. Fitne çıkartmazlar, dedikodu yapmazlar, o yüzden mutlu oluyor insanlar. Yani yoksa sırf Cennet’in eşyasından, malından, mülkünden dolayı mutlu olmuyor insanlar. Orda Allah’ın tecellisini gördükleri için, güzel ahlakı gördükleri için, her şeyi Allah’ın tecellisi olarak sevdikleri için mutlu oluyor insanlar.
ADNAN OKTAR:...İman zafiyetinin ortadan kalkması, Allah korkusunun güçlendirilmesi, samimi Müslüman olunması ve Kuran’a tam, candan, güzel ahlakla uyulması gerekir. Yani şu an bunun eksikliğinden genç kızlarda çok bizarlar dışarıda, genç delikanlılar da çok bizarlar yani mutlu değiller. Ben sokağa çıkıyorum, bakıyorum, suratları donuk. Yani mesela ben genç kız dedin mi böyle neşeli, sevgi dolu, gözleri pırıl pırıl bir insan bilirim, bakımlı tertemiz. Delikanlı dediğinde de yine öyle hayat dolu, sevgi dolu, herkese saygıda kusur etmeyen, etrafına neşe saçan dinamik insanlar akla gelir. Ama ben bunu görmüyorum dışarıda, bir kere insanlar birbirine güvenmiyor. Bu çok korkunç bir şeydir. Yani evlenirken de birbirlerine güvenmiyorlar. Önce gidip Noter de mal akli yapılıyor. İşte boşanırsa şu kadar para ödeyecek,
SUNUCU: Sözleşmeler yapılıyor.
ADNAN OKTAR: Daha başlangıcında tam bir facia. Yani madem o kadar güvenmiyorsun seni dolandıracağından bu kadar eminsin, zulmedeceğinden eminsin. Bu insanla nasıl hayatını birleştiriyorsun sen? Bu anlaşma ne demek, yani o anlaşma oldu mu, o adamın yüzüne sen nasıl bakacaksın? Halbuki ama haklı olarak tabi, kadınlar evleneceği insanda güven arar. Güven için Allah korkusu gerekir, Allah’ı sevmesi gerekir, derin imana sahip ve takva olması lazım. Allah’tan korkmayana nasıl güvenecek bir insan? Yani Allah’ı fark edemeyecek akılda bir insan düşünün. Beyninin içinde şu kadar mercimek kadar yerde yaşadığını fark edemiyor. Yani dışarıda maddi bir varlığı var ama bu kadarcık yerde yaşıyor ve Allah’ı fark edemeyecek kadar aklı zayıf. Böyle bir insandan ne bekler bir insan. Kadınlar tabi ki doğru konuşan insandan çok hoşlanırlar. Mesela kadın için çok etkileyicidir, doğru konuşmak. Erkek için de çok etkileyicidir. Mesela sürekli doğru konuşan bir kadın, çok heyecan vericidir, çok büyük bir nimettir. Asla yalan söylemiyor, artık sen onun beyniyle bütünleşmişsin demektir, yani tek beyin olmuşsunuz. Asla yalan söylemiyor, yani bir insan ruhuyla tam bağlantıya geçmek bir kadının ruhuyla müthiş heyecan vericidir. Ama yalan devreye girdiğinde beyin bağlantısı kopmuş oluyor. Artık bir sahte dünyaya giriş yapmış oluyorsunuz, o insan yok demektir. Ve güven, yani güven mesela çok heyecan verici bir şeydir, yani ölümüne güvenmek, sonsuza kadar beraber olacağına ümit bağlamak inşaAllah. Ve asla vefasızlık, kalleşlik yapmayacağına inanmak, dürüst olduğuna inanmak bir insanı çok heyecanlandırır. Yani bir mümin için dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesidir. İnsanların elinden işte bu alındı, güven alındı ve doğruluk alındı. Yani geriye zaten bir şey kalmıyor ki. Hem güvenmiyor, hem doğru konuşmadığından emin. Hem onu maddi olarak değerlendirdiğini biliyor. Yani parası için, mesleği için, tipi için sevdiğini, sevdiğini değil heveslendiğini biliyor. O durumda kendisine, ruhuna saygı duymadığından emin. O zaman insan nasıl mutlu olsun. Bakıyoruz o yüzden insanların yüzü bir karış, mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, candan insanlara insanın ihtiyacı vardır. Ve insanlar genellikle hep yalnız dikkat ederseniz, hiç dostları yok.
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Mesela ben soruyorum bazen sohbet ediyorum gençlerle. Kızlardan da erkeklerden de öyle konuştuğum oluyor. Soruyorum; hiç öyle candan güvendiğin biri var mı diyorum. “Eğer doğru söyleyecek olursak bir tane yok“ diyor. ”Hiç güvendiğim yok” diyor. “Samimi kız arkadaşım var ama hiç güvenmiyorum“diyor. Halbuki bu çok önemlidir. Yani bir insanın candan güvendiği, aynı kendisi gibi güvendiği samimi dostları olması lazım. O zaman insan mutlu olabilir. Yani yoksa mecburen sürekli yalan söyleyen adamlarla iç içesin, güvenemediğin insanlarla iç içesin. Bir nevi cehennem odasında yaşıyor gibi bir şey bu. O zaman işte insanlarda cehennem odasında yaşayan insan yüzleri görüyoruz, mutlu olamıyorlar. Onun için Kuran Ahlakının buram buram yaşanması çok önemlidir. Allah korkusunun, Allah sevgisinin buram buram yaşanması çok önemlidir. O zaman gerçek mutluluk bütün dünyaya yayılır yani insanların buna ihtiyacı var. Cennet o yüzden insanların hoşuna gider, Cennette herkese güvenirsin. Cennette kimse yalan söylemez, herkes güvenilirdir, kalleşlik yoktur, vefasızlık yoktur, oyun oynama yoktur. Fitne çıkartmazlar, dedikodu yapmazlar, o yüzden mutlu oluyor insanlar. Yani yoksa sırf Cennet’in eşyasından, malından, mülkünden dolayı mutlu olmuyor insanlar. Orda Allah’ın tecellisini gördükleri için, güzel ahlakı gördükleri için, her şeyi Allah’ın tecellisi olarak sevdikleri için mutlu oluyor insanlar.
KANAL 35, 18 OCAK 2009
ADNAN OKTAR: ...Genç kızlar evlenecekleri vakit, dindar, aklı başında mesela güzel ahlaklı biri olsa, bir de çok zengin fakat ahlaksız böyle, halk tabiri ile her türlü çirkin işi yapan birisi olsa bir çok genç kız o çirkin olanı tercih ediyor, çünkü parası var, tabi imkanı var diye onu tercih ediyor, halbuki bir süre sonra ayrıldığını, ondan acı çektiğini rahatsız olduğunu görüyoruz böyle insanların,
MUHABİR: Ama toplum da biraz körüklüyor bunu, toplumdaki değer yargılarının bozulmasından kaynaklanan etkenlerden dolayı sanırım değil mi?
ADNAN OKTAR: Halbuki insan ilk başta derin sevgiyi ve tutkuyu araması gerekir. Allah için olan, Allah’ın tecelisi olarak göreceği sevgiyi araması lazım, çünkü insan onun dışında et yığını olur, zaten ne kalıyor ki insanda. Derinlik yoksa, tutku yoksa, Allah sevgisi ve Allah korkusu yoksa, yani 60-70 kg et neye yarar, hiç bir anlamı yok, blok bir et parçası olur. O, ruhla çok güzel olmuş oluyor. Onun için ruh güzelliğini aranması çok önemlidir. Çünkü ruhu güzel olana Allah yardım eder, ona bereket verir yani bol para mutluluk getirmiyor, bol para iyi hastanelerde iyi tedavi olmayı sağlıyor birçok kişiye, yahut iyi sinir ilaçları almasını sağlar, o acıdan sıkıntıdan kurtulmak için para harcıyorlar bu sefer.
KRAL KARADENİZ TV, 30 OCAK 2009
ADNAN OKTAR: Yani bir gerçek çiçek vardır, mesela gerçek bir menekşe vardır, bir de plastik menekşe vardır, satılır, plastikten yapılmış. Şimdi sahtelerini insanlar kullanıyorlar bayağı bir yerde. Yani o menekşenin taklidini yapmaya çalışıyor, mesela aşkın taklidini yapmaya çalışıyor, aşık tarzında bir tiyatro sanatçısı gibi bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama kastettiği insan bunu hemen anlıyor, yani niçin seviyorsun dediğinde arabası için, evi için ve tipi için diyor. E orada zaten aşk diye bir şey kalmadığı açık belli, çünkü adamın tipi gittiğinde, tipine bir şey olduğunda ondan nefret edeceği ve hemen kaçacağı belli. Parasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli, arabasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli. E o zaman bu oyuna ne gerek var, ama işte bazı zavallı insanları öyle kandırıyorlar, o da inanıyor hakkaten, bilinç altında insanlar, hani derler insan kendini beğenmezse çatlar ölür derler halk arasında öyle bir şey vardır. Yani o garibim şaşırıyor, kendisinin keşfedilmesine, gizli bir hazine olduğuna inanıyor, ama bir gün birisinin kendisini keşfedeceğini zannediyor. İşte o kurnaz olan kişi de onu hissediyor ve yakalıyor, onu zayıf damarından yakalıyor, onun olağanüstü olduğunu, yani şu ana kadar onu kimsenin görememesine şaşırdığını, ve bunun onun için çok önemli olduğunu, ilk defa onu kendinin keşfettiğini söylüyor, o da adeta hipnotize oluyor tabi o ne derse artık adeta bir seme oluyor yani o ne derse onu yapmaya başlıyor, her yönden onu kullanacak hale getiriyor. Bazen öyle kurnaz kadınlar oluyor, onu tam anlamıyla sarıyor böyle, hatta bazen ailesini de kullanırlar böyle şeylerde, organize olarak hareket ederler. O zavallı çocuğu tam anlamıyla böyle bir
SUNUCU: Esir alıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet esir alıyorlar, bazen de böyle o tarzda tam zıttı olan erkeklerde de oluyor. Mesela kadına, kıza söylüyor, kız zengin oluyor ama çocukçağız yani tip olarak ta çirkin oluyor. Çok vardır görülen, hatta geçenlerde de öyle, ünlü bir zenginin kızı var, kızcağız yaratılıştan hakkaten çirkin, Allah öyle yaratmış, ama bir kültürel yönü, bir kişiliği de yok dikkat çekecek. Ama tek yönü zenginliği, akıl almaz üsluplarla basına çıktı bu kişi, yani ondan çok etkilendiğini, ilk defa aşkı tattığını söyledi. Herkes bıyık altından gülüyordu, belli yalan olduğu. Ama işte kendince onu kandıracak ve bir süre sonra maddi varlığına ulaşacak şekilde bir plan yapmış anlaşılan, bunlar çok çirkindir, çok aşağılayıcı, bir insana yakışmaz. Ama mesela o kızın hakikaten çok güzel takva olsa, güzel ahlaklı olsa, tipi de vasat olsa, Allah o insana onu çok çok güzel gösterir, çünkü insana o zaman bir heybet gelir, yani hayret edilecek bir güç meydana gelir, yani vasat güzel olağanüstü güzele dönüşür o zaman. Çünkü akıl insanı güzelleştirir, tutku insanı güzelleştirir. İnsanın ruhundaki o derin güç ortaya çıkar, o derin güç çıkmadıktan sonra yani kasaptaki et gibi durur. Yani hiçbir şey olmaz, sığırı da kesiyorlar, hayvan koskoca dev bir sığır, çengele asıyorlar, duruyor, aynı et olur, hiçbir farkı olmaz. İnsan aklıyla, takvasıyla, Allah’a olan sevgisiyle insani derinlikleri geliştirebilir ve Allah’ın kendinde gizlediği o büyük gücü ortaya çıkarabilir. Ve bu mucize olarak ortaya çıkar, ben buna işte bir nevi 6. his diyorum. Çünkü bunu yaşamayanın bileceği bir şey değildir, insanlar birbirlerini severken samimi olmaya ve gerçek aklı aramaya, doğal insanı aramaya yönelmeleri gerekir.
...
ADNAN OKTAR: Yani şöyle işin doğrusu dünyada dev bir tiyatro sergileniyor. Büyük bir bölümünde. Birçok tiyatronun oyuncusu var. Karşılıklı bir çok oyun oynanıyorlar. Bu doğru değil. İşte bu ahir zamanda mehdi devrinde bu tiyatronun perdesi kapanacak ve insanlar artık gerçek insan olacaklar, gerçek sevgiyle yaklaşacaklar, gerçek aklı ortaya çıkaracaklar, gerçek yüzlerini gösterecekler. Artık maskeler kalkacak. İnsanlar maskeyle geziyor büyük bölümü maskeyle geziyor. Bu maskeler kalkacak.Maskelerden dolayı da insanlar mutlu değil ben dışarı çıktığımda insanların birçoğunun yüzünü güler göremiyorum mutlu göremiyorum. Çünkü maskeyle karşılaşıyor. Gerçek insan, insanın hoşuna gider. Gerçek yüz, insanın hoşuna gider. Maske insanı çok rahatsız eder. Yapmacıklık insanı çok rahatsız eder.
....
ADNAN OKTAR: ... mesela geliyor adam, elinde bir iki kilo çikolata yaptırmış, kız evine gidiyor, istemeye geliyor. Soruyorlar; nerede okuyorsun, mühendis misin, doktor musun, paran var mı, evin var mı? E niye sormuyorsunuz: Allah’ın dinine hizmet ediyor musun? Takva mısın? Ne hizmet ettin şu ana kadar, Allah için neler yaptın? Değil mi? Bu yaşına gelmişsin sen çok faydalı işler yapmış olman gerekiyor. Hangi insanın hidayetine vesile oldun, neler yaptın de, sormaları lazım ve onun takva olup olmadığının üzerinde durmaları lazım. İnsan ancak bundan mutlu olur. Yoksa arabayla, evle mutlu olsa her yer ev, araba dolu; yani onla insanlar mutlu olamaz. Evi arabası olup da bir sürü intihar eden insan var, bunalıma giren insan var. İnsan ancak Allah’ın zikriyle kalbi mutmain olur, Kuran’ın işaretidir bu Kuran’ın ayetidir, şeytandan Allah’a sığınırım. Mümin kadın da daima cennetteki gibi derin tutkuyu arayacak, derin sevgiyi arayacak. Allah’ın ruhuna koyduğu o derin gücü bulmaya çalışacak. Her kadının ruhunda şiddetli bir sevgi gücü vardır, tutku gücü. Bu ancak Allah’ın Resulü’nün yolunda ilerleyen, Kuran’a tam tabi olan, mümin muttaki insanla karşılaştığında, mümin kadından dışarı çıkabilecek bir güçtür. O, ruhunda bir kutu gibi durur onun, bir güç olarak durur, bir trafo gibi durur. Bu hiçbir şekilde işlemez normalde, yani ne evle, ne arabayla, ne parayla, ne tiple bu gücü ruhunda kadın harekete geçiremez. Ancak takvayla, Allah’tan çok korkan, çok akıllı bir insanla karşılaştığında kadının ruhunda bu güç ortaya çıkmaya başlar. Ve karşısındaki insan ne kadar akıllıysa ne kadar takvaysa, ruhundaki güç o kadar şiddetli, ona zevk vererek ortaya çıkar. İşte bu, kadının güzelliğini oluşturan, kadın denen varlıktır. Bunu sunduğunda ondan korkunç zevk alır. Gece gündüz bundan zevk alır. Hatta onun heyecanından çoğu kadın da uyuyamaz. Yani uyuyamayacak derecede zevk alır. Erkekte de aynı güç vardır, aynı özellik vardır, Allah ikisini birlikte birbirine yapıştırır adeta, yani müthiş bir güç meydana gelir. Mümin kadın bunu arayacak. Öbür türlü, istediği kadar evi olsun, istediği kadar arabası olsun, istediği herhangi bir artiste benzesin karşısındaki kişi; hiçbir şekilde hoşnut olmaz. Yani ona bir et yığını olarak, arabalar metal yığını olarak, ev de bir beton yığını olarak görünür; yani hiçbir şekilde etkilenmez. Ancak Allah’ın nuruna, Allah’ın tecellisine niyet ederek, o karşısındaki insanı Allah’ın tecellisi olarak gördüğünde, o feyzi o nuru hissettiğinde, ruhundaki o şiddetli güç harekete geçer.
ADNAN OKTAR: ...Genç kızlar evlenecekleri vakit, dindar, aklı başında mesela güzel ahlaklı biri olsa, bir de çok zengin fakat ahlaksız böyle, halk tabiri ile her türlü çirkin işi yapan birisi olsa bir çok genç kız o çirkin olanı tercih ediyor, çünkü parası var, tabi imkanı var diye onu tercih ediyor, halbuki bir süre sonra ayrıldığını, ondan acı çektiğini rahatsız olduğunu görüyoruz böyle insanların,
MUHABİR: Ama toplum da biraz körüklüyor bunu, toplumdaki değer yargılarının bozulmasından kaynaklanan etkenlerden dolayı sanırım değil mi?
ADNAN OKTAR: Halbuki insan ilk başta derin sevgiyi ve tutkuyu araması gerekir. Allah için olan, Allah’ın tecelisi olarak göreceği sevgiyi araması lazım, çünkü insan onun dışında et yığını olur, zaten ne kalıyor ki insanda. Derinlik yoksa, tutku yoksa, Allah sevgisi ve Allah korkusu yoksa, yani 60-70 kg et neye yarar, hiç bir anlamı yok, blok bir et parçası olur. O, ruhla çok güzel olmuş oluyor. Onun için ruh güzelliğini aranması çok önemlidir. Çünkü ruhu güzel olana Allah yardım eder, ona bereket verir yani bol para mutluluk getirmiyor, bol para iyi hastanelerde iyi tedavi olmayı sağlıyor birçok kişiye, yahut iyi sinir ilaçları almasını sağlar, o acıdan sıkıntıdan kurtulmak için para harcıyorlar bu sefer.
KRAL KARADENİZ TV, 30 OCAK 2009
ADNAN OKTAR: Yani bir gerçek çiçek vardır, mesela gerçek bir menekşe vardır, bir de plastik menekşe vardır, satılır, plastikten yapılmış. Şimdi sahtelerini insanlar kullanıyorlar bayağı bir yerde. Yani o menekşenin taklidini yapmaya çalışıyor, mesela aşkın taklidini yapmaya çalışıyor, aşık tarzında bir tiyatro sanatçısı gibi bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama kastettiği insan bunu hemen anlıyor, yani niçin seviyorsun dediğinde arabası için, evi için ve tipi için diyor. E orada zaten aşk diye bir şey kalmadığı açık belli, çünkü adamın tipi gittiğinde, tipine bir şey olduğunda ondan nefret edeceği ve hemen kaçacağı belli. Parasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli, arabasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli. E o zaman bu oyuna ne gerek var, ama işte bazı zavallı insanları öyle kandırıyorlar, o da inanıyor hakkaten, bilinç altında insanlar, hani derler insan kendini beğenmezse çatlar ölür derler halk arasında öyle bir şey vardır. Yani o garibim şaşırıyor, kendisinin keşfedilmesine, gizli bir hazine olduğuna inanıyor, ama bir gün birisinin kendisini keşfedeceğini zannediyor. İşte o kurnaz olan kişi de onu hissediyor ve yakalıyor, onu zayıf damarından yakalıyor, onun olağanüstü olduğunu, yani şu ana kadar onu kimsenin görememesine şaşırdığını, ve bunun onun için çok önemli olduğunu, ilk defa onu kendinin keşfettiğini söylüyor, o da adeta hipnotize oluyor tabi o ne derse artık adeta bir seme oluyor yani o ne derse onu yapmaya başlıyor, her yönden onu kullanacak hale getiriyor. Bazen öyle kurnaz kadınlar oluyor, onu tam anlamıyla sarıyor böyle, hatta bazen ailesini de kullanırlar böyle şeylerde, organize olarak hareket ederler. O zavallı çocuğu tam anlamıyla böyle bir
SUNUCU: Esir alıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet esir alıyorlar, bazen de böyle o tarzda tam zıttı olan erkeklerde de oluyor. Mesela kadına, kıza söylüyor, kız zengin oluyor ama çocukçağız yani tip olarak ta çirkin oluyor. Çok vardır görülen, hatta geçenlerde de öyle, ünlü bir zenginin kızı var, kızcağız yaratılıştan hakkaten çirkin, Allah öyle yaratmış, ama bir kültürel yönü, bir kişiliği de yok dikkat çekecek. Ama tek yönü zenginliği, akıl almaz üsluplarla basına çıktı bu kişi, yani ondan çok etkilendiğini, ilk defa aşkı tattığını söyledi. Herkes bıyık altından gülüyordu, belli yalan olduğu. Ama işte kendince onu kandıracak ve bir süre sonra maddi varlığına ulaşacak şekilde bir plan yapmış anlaşılan, bunlar çok çirkindir, çok aşağılayıcı, bir insana yakışmaz. Ama mesela o kızın hakikaten çok güzel takva olsa, güzel ahlaklı olsa, tipi de vasat olsa, Allah o insana onu çok çok güzel gösterir, çünkü insana o zaman bir heybet gelir, yani hayret edilecek bir güç meydana gelir, yani vasat güzel olağanüstü güzele dönüşür o zaman. Çünkü akıl insanı güzelleştirir, tutku insanı güzelleştirir. İnsanın ruhundaki o derin güç ortaya çıkar, o derin güç çıkmadıktan sonra yani kasaptaki et gibi durur. Yani hiçbir şey olmaz, sığırı da kesiyorlar, hayvan koskoca dev bir sığır, çengele asıyorlar, duruyor, aynı et olur, hiçbir farkı olmaz. İnsan aklıyla, takvasıyla, Allah’a olan sevgisiyle insani derinlikleri geliştirebilir ve Allah’ın kendinde gizlediği o büyük gücü ortaya çıkarabilir. Ve bu mucize olarak ortaya çıkar, ben buna işte bir nevi 6. his diyorum. Çünkü bunu yaşamayanın bileceği bir şey değildir, insanlar birbirlerini severken samimi olmaya ve gerçek aklı aramaya, doğal insanı aramaya yönelmeleri gerekir.
...
ADNAN OKTAR: Yani şöyle işin doğrusu dünyada dev bir tiyatro sergileniyor. Büyük bir bölümünde. Birçok tiyatronun oyuncusu var. Karşılıklı bir çok oyun oynanıyorlar. Bu doğru değil. İşte bu ahir zamanda mehdi devrinde bu tiyatronun perdesi kapanacak ve insanlar artık gerçek insan olacaklar, gerçek sevgiyle yaklaşacaklar, gerçek aklı ortaya çıkaracaklar, gerçek yüzlerini gösterecekler. Artık maskeler kalkacak. İnsanlar maskeyle geziyor büyük bölümü maskeyle geziyor. Bu maskeler kalkacak.Maskelerden dolayı da insanlar mutlu değil ben dışarı çıktığımda insanların birçoğunun yüzünü güler göremiyorum mutlu göremiyorum. Çünkü maskeyle karşılaşıyor. Gerçek insan, insanın hoşuna gider. Gerçek yüz, insanın hoşuna gider. Maske insanı çok rahatsız eder. Yapmacıklık insanı çok rahatsız eder.
....
ADNAN OKTAR: ... mesela geliyor adam, elinde bir iki kilo çikolata yaptırmış, kız evine gidiyor, istemeye geliyor. Soruyorlar; nerede okuyorsun, mühendis misin, doktor musun, paran var mı, evin var mı? E niye sormuyorsunuz: Allah’ın dinine hizmet ediyor musun? Takva mısın? Ne hizmet ettin şu ana kadar, Allah için neler yaptın? Değil mi? Bu yaşına gelmişsin sen çok faydalı işler yapmış olman gerekiyor. Hangi insanın hidayetine vesile oldun, neler yaptın de, sormaları lazım ve onun takva olup olmadığının üzerinde durmaları lazım. İnsan ancak bundan mutlu olur. Yoksa arabayla, evle mutlu olsa her yer ev, araba dolu; yani onla insanlar mutlu olamaz. Evi arabası olup da bir sürü intihar eden insan var, bunalıma giren insan var. İnsan ancak Allah’ın zikriyle kalbi mutmain olur, Kuran’ın işaretidir bu Kuran’ın ayetidir, şeytandan Allah’a sığınırım. Mümin kadın da daima cennetteki gibi derin tutkuyu arayacak, derin sevgiyi arayacak. Allah’ın ruhuna koyduğu o derin gücü bulmaya çalışacak. Her kadının ruhunda şiddetli bir sevgi gücü vardır, tutku gücü. Bu ancak Allah’ın Resulü’nün yolunda ilerleyen, Kuran’a tam tabi olan, mümin muttaki insanla karşılaştığında, mümin kadından dışarı çıkabilecek bir güçtür. O, ruhunda bir kutu gibi durur onun, bir güç olarak durur, bir trafo gibi durur. Bu hiçbir şekilde işlemez normalde, yani ne evle, ne arabayla, ne parayla, ne tiple bu gücü ruhunda kadın harekete geçiremez. Ancak takvayla, Allah’tan çok korkan, çok akıllı bir insanla karşılaştığında kadının ruhunda bu güç ortaya çıkmaya başlar. Ve karşısındaki insan ne kadar akıllıysa ne kadar takvaysa, ruhundaki güç o kadar şiddetli, ona zevk vererek ortaya çıkar. İşte bu, kadının güzelliğini oluşturan, kadın denen varlıktır. Bunu sunduğunda ondan korkunç zevk alır. Gece gündüz bundan zevk alır. Hatta onun heyecanından çoğu kadın da uyuyamaz. Yani uyuyamayacak derecede zevk alır. Erkekte de aynı güç vardır, aynı özellik vardır, Allah ikisini birlikte birbirine yapıştırır adeta, yani müthiş bir güç meydana gelir. Mümin kadın bunu arayacak. Öbür türlü, istediği kadar evi olsun, istediği kadar arabası olsun, istediği herhangi bir artiste benzesin karşısındaki kişi; hiçbir şekilde hoşnut olmaz. Yani ona bir et yığını olarak, arabalar metal yığını olarak, ev de bir beton yığını olarak görünür; yani hiçbir şekilde etkilenmez. Ancak Allah’ın nuruna, Allah’ın tecellisine niyet ederek, o karşısındaki insanı Allah’ın tecellisi olarak gördüğünde, o feyzi o nuru hissettiğinde, ruhundaki o şiddetli güç harekete geçer.

